b i l m i y o r u m
 

Kara haber Kara gün İçindir
Oktay İnce
28 Haziran 2011

Bu kelimelerin bazıları
benim hayatımdan geçer, 
bazıları 
yalnızca gönlümden
görüntülerimiz ; o karadüşler, gecesine insin istediğiniz kimse var mı?

işte bahar da gelir kirazlar çiçek de açar, aldanma. bir asker gölgesinde serinlemiştir kemerinde kesilmiş bir gerilla kulağı. altında oynaşanlara değil, ötekine bakacakmıyız?.iki gözümüz var ama artık kaşlarımızın altında değil onlar. biri gönlümüzdedir, öteki vizörümüzde. Renkler bize kur yapan hayatın kandırmacası horozların kuyruğu bilirsiniz, kralların buyruğu.. 
karasuda çim, karayelde üşü, gözün kara baksın, karakutuyu bul.
üzerine yürüdüğün şeyin kendisi ol , kuşu görmek istersen uç, balığı görmeye dal, yılanı görmeye sürün. Yerin altı evimiz olsun, arayan ancak orda görsün yüzümüzü. karahaberciler diyecektim anlamışsınızdır bu karadüş’ü görenlerdir aynı zamanda. 
Hindistan’da, şimdi tsunaminin koynunda yatanlar, "dokunulmazlar" varmış."lanetliler"; ölülere yalnızca onların elleri değermiş. videA’nın çocukları! ananız onlardan birine "dokundu", bir piçe hamiledir şimdi. Bilirsiniz dedeniz anlatmıştır; vakti gelince, monopota tutunup iki bacağını iki yana gerecek, eteklerinin altından inen felaket, kendi göbeğini kesecek. Karahaber diye bir şeyin silüeti dolaşır bende, tarif etmeye çalışacağım, satırarası, kamera arkası bir çağrıdır da bu, gölgeye birlikte şekil vermeye. "karahaber"ciler; diye başlayacağım, karanlığın yüreğinden fırtınayla koparlar.ehh,, kameranın karası alınlarında., kulaklıklara, adlarını, ala karganın uğursuz sesi fısıldar. karahaber oradaysa, diyeceğim, bilirler ki, boşa dönmez yükseklerde kartallar. 
Hatırlamak; o rüyayı yeniden görmek, bir görüntüye geri dönmekse aslında bu kent anılarını neremize yazar? Markos’u gören adam "duvar yazıları"demişti. "bakın 80’den önce biz duvarlara ’mahir’ kelimesinden kalaşnikof çizerdik." video ile hiyoraglif yazmalı".bu kent sırlarını bize emanet eder mi bütün çatlaklarından ona bakmazsak? unutamadığımız bir şey yaşamamışsak, nedir unutturmak istemediğimiz şey? Yüksel’de bir kadın hakkımızı okur. ’hatırlama figürleri’. İpekçi parkı’ndaki taş eller. dörtyüzelli gündür o ellerin altında gece gündüz bize yalvaran kadın Özgür’ün annesiydi. dörtyüzelliyedinci gün Özgür öldü, bedeni yirmiüç kilo çekti. annesi hala orda, eller bizden umudu kesti tanrıya yalvarıyor. Karahaber neyin figürü olacak? kentin sokaklarında tarihi bozanlar zamanla dalaşıyor, yazanların elinde kırılmış kameralar.
Sanal bir şey yok. herşey gerçek. Sanmayalım ki o kasette taşıdığımız akrep sokmayacak bizi. Sanmayalım ki; o sürme hep o göze çekilecek, o mikrofondaki ses kimsenin kalbini ısırmayacak. Hakkari’deki o ihtiyar bu yaz öldü, kamerama "atım gitti,koyunum gitti,evim gitti,seksenimdeyim hala tırpan çekiyorum"demişti. amcalarımdan biri, gömülmek istedigi yeri lcd’imden söyledi oğullarına. Uğur ölüm orucunun 108.günündeydi, Özlem’in şehadet kınası bu kadrajda yakıldı. karahaber’ciler, diyeceğim, hep bir tabut taşıyacak çantalarında, kendileri için de. işte biz o "dokunulmazlar"dan olacağız. 
Bir cazibesi vardır onlar için, darağacına giderken yaptığı zafer işaretinin izlenecek olmasının daima. tehlikelidir bizim için, eylemin kendi sahiciliğini yitirip ’gösteri’ye dönüşmesi, arenayı kameranın düzenlemesi? eylemcinin işi yıkmaktır ya, nasıl taş attığını göstermek değil. karahaber kırar onların kendilerine bakışını. bu çatlaktır biraz onu kara yapan.
Aynı yere damlayan su, bilirsiniz adınız gibi, taşı deler. semazenler aynı noktada bir’e döner.hep aynı yere basar ısrarla kendi izinden yürür karahaberci bir patika olsun. hayatını, hayatın kendisinden başka bir şeye, hayati bir bağla bağlamıştır o. kamerası yalnızca aracıdır bu bağlanmanın.
Kamerası onların açısı’nı paylaşmaz, kameralarının arasına saklanmaz, ’hakları’na sığınmaz. gözetleyeni gözetler ,kaydedeni kaydeder.eylemin içinden bakar, eylemcinin riskini alır, eylemi ifşa eder, eylemcinin sırrını ise kendinden bile saklar Başkalarının hikayelerini yaşar karahaberci, kendi hikayesini yitirmiştir. Taşıdığı hikayeleri kendisininki bilir. kanaatkardır, zanaatkardır. elindekinin aslına dokunur. Bir güzellik yaratmaz o, icad etmez, keşfeder yalnızca, durumun içinden kazıp çıkarır. şeylere bakışı öyle sivri gibidir. çiğdemlerden bir çelenktir onun yaptığı. ’sanatçı’nın başında durmaz. 
Bilmiyorsanız öğrenirsiniz, yoldan geçen çocuk size söyler kameranın mesafeyi nasıl kurduğunu.Ve bizim bu arayı nasıl açtığımızı, uzaklaştığımızı. kamerasıyla durum arasındaki mesafeyi hep kırar karahaberci, hayatı ile durum arasındakini de. bilir ki hayatı duruma ne kadar uzaksa kamerası da o kadar ırak. daha yaşananlar yaşanıyorken oradadır o, ve hatta yaşanacaklar oradayken. tez ulaşması bu yüzdendir, hatta belaya bulaşması.Yaşananın, hikayeye geçtiği mekandır onun kamerası. işi yıllara yayılır. zamanın kısa faydalarından kurtarır bu onu, zamandan da belki. yetişeceği bir tek festival vardır;"aratoprağınki..
Şöyle bir dileği vardır "bir yerde kameramı açmaya cesaretim olsun, bir yerde ise onu kapatmaya hikmetim".dolukmuş gözpınarına dalmaz o, kuru derelere su yürütmektir karahaberci’in işi.
içinden geçmediği hayatlardan görüntü çalmaz. o hayatlar da, onun içinden geçer zira, geçerken bir yerini yırtar, bir hatıra resim bırakır. hiçbir hayatta turist değildir.
 

yukarı

 

a n k a r a