görmedim
 

KeselbergTribi
Oktay
Kesselberg
Oktay
01 Aralık 2005
Berlin

..Niyetim kötüydü, ne yalan söyleyeyim yani oraya giderken. Beşyüz dönümlük monokültür bir çam ormanının içinde "anı yaşıyan" insanların yalnızlıklarından sizin için birşeyler apartmak. Acelem vardı. Bir gece kalacağızdık.Kamerayı erken açtım.
 
 
üç beş evlik bir kaç karavanlık yerleşime ulaşmak için, karanlığı biraz aydınlatan taze karın üstünde adımlarımızın kartkurt sesini almaya. Karanlıkta bir iki silüet bize selam verdi. Bir köpek ürdü bir dumun tüttü. Duman tüten yöne gittik. Bir kaç mujik -sanki ayzeştayn filmlerinden çıkmışlar- bir kara sacın üstünde odun ateşinde yemek pişiriyorlar. Kafalarına ayaklarına ne bulmuşlarsa sarmışlar, yoksulluktan beş parmağın beşi birden eldivenden fırlamış. Ben küçükken sümüğümü ceketimin yenine silerdim. Bir süre sonra orası muşambaya döner ışıkta parlamaya başlardı. İşte orada o yenlerden bir kaç tane vardı. Ama muşambanın yanında üstlerinde yeni kurumuş çamurlar, kızılderili elbise püskülü gibi ceplerinin üstünde sallanıyordu. Kemerin belde zor tuttuğu poturları belki bir kaç yerden delikti. is burun deliklerini sızlamaktan korumaya almış, sarı kirpiklere kara sürme çekmişti. Oh.. dedim. Temizliğin yasak olduğu nahijyen bir yere geldim. Mujikler. Saçları nerede başlıyor sakalları nerde bitiyor anlamadım, aslında birkaçının kadın olduğunu ancak elektrik ışığına geçince anlamam gibi. Sanırım saçlarını kıvırıp kıvırıp burunlarının önüne bıyık diye uzatmıştılar. kalpakları saçlarıyla aynı renkmiydi yoksa saçları keçeleşmiş kalpak biçimini mi almıştı? Binladin’in sargısı, Feruz bey’in serpuşu karışımı takkeler… ama haklarını yemeyelim, bir gülen yüzler iki sıcak göz bol bol vardı yani onu görebildim bunu bilebildim.işte bunu bildikten sonra hoş geldin beş gittin faslı hava soğuk yemek biraz sonra hazır. Ateşin etrafına uzun ağaç oturaklar yapmışlar. Sacda o şey pişiyor tahmin etmeye çalışıyorum. Bunlar derin ekolojik, buçkin’in bıçkınları.. zinhar et yemez o halde, ocaktaki sebzedir. arasıra alev sacın üstünde parladığında seçmeye çalışıyorum. Bu arada biraz ateş biraz duman çektim. Kapattım. Kendinize bir kaşık bir tabak alın dediler yiyecekseniz . iki türki bacımız orda biri alii dedi hatta heyecanla.herhalde sarılmışlardır karanlıkta görmedim.her şey ağaçtan, kesin kaşıklar tabaklar da öyledir dedim kendimce nedense aklıma pinokyo düştü. raflara doğru uzun uzun uzandım ama kaşık tabak ve uzayan bir burun bulamadım. Şu tarafta . temiz yoksa suya tutarsın. Elime geçen tabakta küflenen şeyin bir zamanlar ne olarak anıldığını merak etmedim. Bir kazandan kepçeyle su almaya davrandım, kepçe buza çarptı. Tık tık yapıp ortadan bir delik açtım, kepçeyi çekerçekmez buz yeniden kapandı. tabağı şöyle bir çalkaladım. küfler tabaktan kaydı ama yağ tabakası, suyu üstünden atıp tabağa bir daha yerleşti. Ağaçtan değil. Hafif reçelli bir kaşığı ceketimin yeniyle biraz parlattım. sac ateşten inmiş. Tabağımı doldurdum. abartıyormuyum sizce? Değil bence. Ben kendimin yalancısıyım. Şimdiden iştahınız kabardı biliyorum gideceksiniz oraya, belki de..
Sonra daha sıcaktır diyerek arkadaşımız bizi atölyeye götürdü. bir soba başına iki üç kişi toplamış bir şeyler anlatıyordu. Birisi "nerelisin hemşerim" dediğimde "dünyalıyım."demişti. "n’zaman doğdun" "bugün","nerede doğdun ""burda", adı "haşa"ydı sanırım. sabah biz giderken baltayla odun kırıyordu. Her davanın bir amelesi vadır bir de gerali’si. Haşa amelesi. Benimkini açtım. Kıymak kesmek delmek çakmak oymak sürtmek için herşey vardı atölyede. İçerdekilere merhaba demeden kayda girdim. Arkadaşlarım gerilmişler. "Ger lan buraya gere bi dur" demediler. biri bir yaylı aldı kucağına oturttu. Tribe başladı. Çok fantastik ortam. Öteki ayağına çıldırdak takıp kemanla katıldı. Dan diye bir gergedan belirdi duvarda. Gergef işliyorlar burada gerim gerim gergef işliyorlar gerilmeyiniz gergedanı görünce. kemanın yayı gerildi. o gerildi ben çektim o gerildi ben çektim, ben çektim o gevşedi. Her bakış biraz hırsızlıktır gördüğümüz şey zihinde kayda girer. Kameranın kötülüğü onu başka gözlerin önüne serebilmesinde sersebil edebilmesinde. Başkasının bakışına baktım yalan dünya senden bıktım.
Adama bak demişler.Elinde kamera ne halt ediyor? "anı yaşamıyor". Yani rüzgarın sesini ağaçların hışırtısını gecenin sessiziliğini dünyanın geçiciliğini insanın zavallılığını meleğin geçişini yaşamıyor. Biz onunla istanbulda tanışmıştık, o gözüne sinek sıçasıca push istanbula geliyordu. Biz de kameralarımızı doldurup push’a karşı "clozap" timi kurmuştuk. Ama yanlışlıkla biber gazına clozap yapınca gözlerimiz iptal olmuş pusht da oğlunu pışpışlamaya raatca geçmişti. O, jan dostum, o zaman bizim emrenin evindeydiymiş o söyledi. Ben de baktım baktım nereden hatırlıycam diyordum. Bana kiowskinin "öldürmek üzerine bir film"inde oynamış gibi gelmişti. Neyse, o sobanın başında belki nenemiz masal anlatsa isterdiniz ama ben avrupa dünya enerji politikaları ve yenilebilir enerjiler konusunda uzun uzun aydınlandığıma pişman değilim. Örgücü teyzeler solgun ışığın altında tezgahı kurdular. birkaçtane hemkızhemoğlan melodisi yabancı gelmeyen bir şarkıyı kanon yaparak söylemeye çalışıyorlar. Canım gidiyor ama benimkini açamıyorum. Zihnimde sürekli sahneler kuruyorum. "doktorlar ne zamandan beri eserlerini yanlarında taşıyorlar?" jan valjan. hava kameradan yana o kazandaki sudan soğuk. arsızlığı azıya alamıyorum, korkuyorum. "hocamköy" muhabbeti ile oyalanıyorum. Ekolojiklerle hangi muhabbet sarar? bekliyorum ama bir türlü sarmıyorlar.aslı gittim sen geldim bizi misafir evine doğru götürürken bir bilgisayar odasına uğruyoruz. maus icadolup mertlik bozuluyor, kayatuzu yalamalı karnım ağrıyor.
Sabah karga bokunu sıçmadan kalktığımı tahmin ederseniz sevinirim. Bu ekomujikler biliyorsunuzdur tuvalet taşırlar ama kullanmazlar. Doğal zincirin bok yoluna kırılmasına izin vermezler. Çamların arasına dumanı üstünde, taze sıçılmış bir tümsek aramaya çıkmıştım, hafif nezleydim buharını burnuma çekecektim, bulamadım. İş başa düştü. Benimkini stand by’a çekip lcd’ yi karşıma oturttum. Regional Enviroment Centre’ye bastım. sıyırdım. Egocentrik bir aleme daldım. dalın ucundan damlayan su havada donuyordu…
 

 

 
Get the Flash Player to see this player.
 

yukarı

 

a n k a r a