K o l e k t i f K u r g u; B i r B a ş A ğ r ı s ı
Bir projenin kolektif görüntü seçme sürecinde bir yerdeki çekim sürecine katılanlarla katılmamış olanlar arasında görüntüye bakışın farklı olduğunu gördüm. çoğumuz çekimine katılmadığı görüntülere daha plastik kalabilirken,daha teknik kriterlerle görüntü elerken, çekimine katıldığı görüntülere daha hassas davranmış, içeriği ve oradaki hissiyatı ön plana çıkarmıştı.sonunda ise mesela imroz görüntüleri yalnız çekenler tarafından seçildi.ve bence daha olumlu bir noktaya gelindi. karelerin çekildiği gerçekliği doğrudan teneffüs etmekle,onlarla ekranda karşılaşmak arasındaki önemli ayrımın hepimiz farkındayızdır.tabii ki hala sadık kalmamız gereken bir gerçeklik olduğuna inanıyorsak!
Başkasının çektiği görüntüleri seçmek veya kurgulamak bizi ne’den yoksun bırakır? öncelikle çekenin bir kopyasını aldığı gerçeklikle yaşadığı kişisel deneyimden ve kadrajın dışında akan her şeyden.ikinci olarak kadrajın içine aldıklarının niçin’in den bizi yoksun bırakır.bu durumda yapabileceğimiz şeylerden biri onları çekenin durduğu, baktığı yeri kavramaya,yoksun kaldığımız şeyleri anlamaya çaba gösterebilir, mesafeyi kapatmaya çalışabiliriz. bu çoğu zaman imkansız gibi görünse de.zira her şey bizden çok uzakta olup bitmiştir. saten bu çaba gerekli bir şey midir? Görüntüyü çekenin; ne kadrajın içiyle ne de dışıyla kurduğu ilişkinin bir önemi yok önemli olan benim şu önümde duran karelerle kuracağım öznel ilişkidir’ diye düşünürsek başka bir yol seçmişiz demektir.�görüntünün Ora’dan ve O’ndan bize bir şeyler taşıyan damarını kesmek; onu bir anlamda öldürmek ve kurguda yeniden yaratmak için tanrılığa soyunmak� ; arkadaşım buna ‘görüntünün özgürleşmesi’ ya da �görüntüden özgürleşmek� dedi. kurguya oturduğumuzda bunun iyi bir şey olduğunu, görüntünün aslıyla, o kadrajı yapan gözle ve de çekildiği atmosferle bağları koparmanın, onunla araya mesafe koyabilmenin özgürleştirici bir vaziyet olduğunu düşünüyormuş. o zaman onu istediğimiz gibi parçalayabilir, öğütebilir,yeniden biçimlendirmek için hamur haline getirebilirmişiz.
Aklıma ilk gelen doktorlar oldu.bir doktor hastasıyla kişisel-duygusal bir ilişki kurmamayı yeğler. onu acı çeken bir varlık olarak düşünmemeye çalışır.yoksa iğnesini rahatça etine saplayamaz,neşteriyle derin yarıklar açamaz o bedende.veya ölen her hasta için kendini helak etmesi icabeder. onlar aslında tümüyle cansızlaştırılmış bedenler üzerinde çalışırlar.tıp eğitiminde bu onlara öğretilir. araya plastik bir yalıtkan ,hissizleştirilmiş bölge girer. tıp makinesi diğer tüm makineler gibi cansız veya öyle farz edilmiş bedenler üzerinde çalışır. bu durumda bir ham materyal olarak görüntüyle aramıza bu tıbbi mesafeyi koymak özgürleştirici midir,ya da bize neye mal olur? burada olaya kurgu-merkezli bakmakla kamera-görüntü merkezli bakmak arasında da bir ayrım ortaya çıkar.ilki, bu ham malzeme ile kurguda ben ne yapabilirim diye düşünürken ikincisi Orada ne olmuştu sorusuyla öncelikle ilgilenir.
Dövüş makinesinin kırılacak bir burna ihtiyaç duyması gibi , savaş makinesi,fikir makinesi, bütün makineler üzerinde işleyecekleri bir beden varsa kendilerini var hissederler.ya kurgu makinası?onun üzerinde işleyeceği beden elbette görüntülerimizdir. soluğu kesilmiş görüntülerimizin cansız bedenleri üzerinde işler. görüntülerimizin zenginliği onun ağzını sulandıran bir akşam sofrasıdır.son versiyonuna yeni güçler eklenmiştir. onları denemek için sabırsızlanmaktadır. kimin ağzını kimin burnuna dikecektir, kimin göbeğinden tren geçirecektir, bunun hayalini kurmaktadır. başına oturduğumuzda bizi çoktan kendi uzantısı haline getirmiştir.
Bir fotoğrafçı varmış, fotoğrafları kendisi çekmez kiralık fotoğrafçı kullanırmış. o fotolardan kurgu yapar harika dünyalar yaratırmış.ne çekersen çek,ne getirirsen getir olurmuş. çünkü onun mükemmel işleyen bir fikir makinesi varmış. karanlık odada (kurguda) mesela en mükemmel insanı yaratırmış. kurgu-tanrıyım ben cansız bedenlere nefes üflerim.
Görüntü yaşayan bir şey midir ki saten diye sorulabilir. İngilizce de shooting aynı zamanda avlamak,vurmak anlamına geldiğine; Türkçe de ise tetiği çekmek fotoğrafı çekmeye isim kaynağı olduğuna göre aslında görüntü çekmenin bir öldürme işlemi olduğu söylenebilir.bu tartışma anlamlıysa bizim gibi belgesel görüntülerden yola çıkanlar için anlamlıdır, kurmaca olarak üretilmiş görüntüler için değil. elbette bir belge-görüntü yaşayan bir varlıktır. bana ‘aslı’ndan taşıdığı şey onun özüdür..kurgu makinesinin üzerinde hayasızca işlemesine direnen, ağacı keserken baltanın sapını kıran da bu özdür. görüntüyü kadavraya çeviren şey bu özün parçalanmasıdır. görüntünün aslı’ ın iki elemanı; o kopyası alınan gerçeklik ve kadrajın ‘niçin’ idir. kamera-kişi onu banda alırken, o aynı anda o kişiye çarpar, onun üzerinde işlemeye başlar ve bu etki kurgu sürecinde devam eder. çekim sürecine katılmamış olduğumuz görüntüler dolayısıyla bizim kolektif kurgu çalışmamızda bu devamlılık kesintiye uğrar..kesintiye uğramış bu sürecin tekrar kurulma imkanı var mıdır? yada gerekli midir? burada bir tercihle mi karşı karşıyayız? ortak hikayemizin ekranda başladığı bu görüntüleri kendi orijininden ve onu çeken gözden ‘özgürleştirip’ bu özü parçalayıp yeniden kurmak üzere fikir -kurgu- makinesinin ‘şefkatli’ kollarına teslim etmek, ya da o’nu ortaya çıkarıp başka bir öze bağlayarak, ortak hikayelerinin izini sürerek, kesintiye uğrayan süreci tekrar kurmaya çalışmak. birincisi bizi birbirimizden koparan ve kolektif kurguyu imkansız hale getiren en önemli sebep olacak kanımca. çünkü o görüntülerin aynasında kendi kendimizi seyredip duracağız. ikincisi ise bunu mümkün kılan şeydir;.camın arkası sırlanmamıştır, saydamdır, baktığımızda kendimizi değil Orayı ve Onu görmekteyizdir.
Halımı dokuyacağız yoksa tesbih mi dizeceğiz?fark etmez. ben şimdilik yalnızca ipe tesbih dizebiliyorum. asıl soru belki oğlum-kızım sen büyüyünce sanatçımı olacaksın zanaatçımı?eğer zanaatı yeğlersek; fikir aygıtının yaratacağı bağlamlarla veya kurgu aygıtının sonsuz diji-güçleriyle ilgilenmeyebiliriz. aygıtı mesela bir oyma bıçağı basitliğine indirip onu kendi uzantımıza dönüştürebiliriz.veya oya iğnesi, bakırcının çekici, duvarcının keskisi ustalığında kullanabiliriz. biliriz ki zanaatkar öncelikle işleyeceği maddenin bilgisine ulaşmaya, onun özüne, damarlarına varmaya çalışır.bıçağı o damarı bulmak için kullanır, kesmek için değil. damarı izler,.kanları uyuşuyorsa onu başka bir damara, özü öze bağlar. kendi biricikliklerinden bir şey yitirmeden yeni bir hayat. zanaatkarca bir duruş ve bakış;basitliğiyle ve dokunulabilirliğiyle kurgunun kolektifliğini mümkün kılan başka bir etmen olabilir.kolektif bir fikirden çok ortak bir duyuşa ihtiyacımız olduğunu düşünürsek belki bu yol elzem olabilir.
Önemli zorluklarımızdan birisi de;kolektifliği kurguya bırakmamız oldu şüphesiz. daha çekim sürecinde o köprüleri kurabilseydik, birbirimizi izleyebilseydik sekanslarımız birbirini daha kolay bulabilirdi. şimdi sürprizler ve rastlantılarla karşı karşıyayız.
Mevzu görüntünün özgürleşmesi ise yapabileceğimiz şey kabuğunu çatlatmaktır ki çekirdeği patlayıp bize varlığını açık edebilsin.mevzu görüntüden özgürleşmekse ,kadavralar arasında fikirlerimize elçilik edecek peygamberleri boşuna ararız.
Hörmetler
oklutay
Bu konuda bir de aşağıdakilere göz atın:

