E k r a n K o r u c u l a r ı H C V - P
Rüyamda oğlum ve karım kaçırılmış. Çaresizlik içinde kıvranırken, acımın verdiği güçle uçmaya başlıyorum ve bilmediğim şehrin bir yerlerine ulaşıyorum. Hiç bilmediğim bir binaya giriyorum, dışardan bir özelliği olmayan bu binanın içi akıl almaz büyüklükte. Meğer ki duvarların içinden geçebiliyormuşum. Binanın alt katında, tıpkı filmlerdeki gibi diye düşünüyorum o an, kimi alt kültürlü gençler dans edip eğleniyorlar, seksenler diyorum. Uçuyorum, tıpkı çok yetenekli bir panther ya da spidercam gibi -diye düşünüyorum rüyamda, ama tavan en az yüz metre yukarda. Her kat devasa bir mağara gibi. Tavanın da içinden geçiyorum. Ama gerçekten içinden.. Oradalar galiba, çünkü koskoca kat kadınlar ve çocuklarla dolu; herhalde hepsi kaçırılmış. Bir noktada durmak istesem de bu kolay olmuyor; harekette yetenekli crane durmakta o kadar başarılı değil. Duvarlara tutunmaya çalışıyorum, ama biliyorsunuz ben onların içinden geçebiliyorum. Tutunmak benim işim değil. Ve insanın her istediği rüyasında bile olmuyor. Bir şekilde yavaşlıyorum ya da en azından yön değiştirebiliyorum, başka bir noktaya uçuş - oradalar hissediyorum. Aşağı tilt, yana crane, öbür yana wonderfull. Çaresiz kamera hareketleri yapabiliyorum biraz. Ama büyük bir şebeke milletin çoluğunu çocuğunu kaçırmış. Ben ne yaparım bu kadarcık efektle bilemiyorum.
1. Hissetmek rüyanın filmden farklı yanı olabilir. Eninde sonunda yaptığı şey film olan kişi görüntüleri rüyaya benzesin diye dua eder. Kendisinin görmeyi istediği bir küre, bir varlık: Bir dosya, bir parantez, bir tırnak ya da bedenin bir parçası gibi değil, kendisi. Sanat derin bir hissediş, belki de derin bir kavrayış vaadeder. Derinlere dokunmak sanatçının sapık arzusudur. Sanatçının toplumu küreme arzusu nedir?
2. Kısa filmci belgeselciye ciddi ciddi sorar: Media playerların renkli görselleri (¿visualations?) sanat eseri midir? Kafaları iyidir. Epey cigara içmişler ve daha içeceklerdir. Melodiye uygun dolanan dalgalar bas vuruşlarıyla rengarenk dağılmaktadır. Belgeselci karmaşık bir formülün çözümünün aşama aşama filmini yapmayı aklından geçirir; uygun müzikle beyaz tebeşir görünmeyen karatahta üzerinde formül çözüldükçe film zevkten zevke girer… kafası dağılır belgeselcinin. Matematikçinin formül çözmekten duyduğu hazzın, sanat eserinden alınan hazza benzediğini düşünür. Formülün senaryonun derininde, olayın kurgusunda, gülün adında saklı olması gerektiği saptamasıyla projeden kopar. Media Player sanatçı değildir. Mükemmel formüllü filmler de bir bok olmayabilir -genelikle öyledir.
3. Videocu arkadaş artık sanatın programlamak olduğunu söylemişti. O zaman hepsi gerçekten sanat eseri oluyor: Reklamlar, klipler, ekran koruyucular ve hatta gittikçe bilgisayar oyunları, şunlar bunlar. Max Payne gangster filmi ile çizgi film kurgusunun oyunlaşmış hali. Yani aslında o müdahale edilebilen bir uzun çizgi film. Yeni bir sanat doğmuş, kaçıncı olmuş?
Programlama doğaçlama kadar olabilir; üretim yöntemi gibi. Yapısalcıların yapısalcı sanat eseri yaratma iddiası kadar gereksiz: Media Player sanatçı değildir. Küçük kıpırdanışların içindeki benzersiz hareketlerin birilerinin kafasında yaratabileceği izlenimlerin peşindeki mıymıy balıklarının boğazına okşadıkları kedilerin kılları kaçmış da gıcık olmuşlar sanki.
4. Haz sanatın vazgeçilmezi. Neden haz alındığı, derinliği, kalitesi değişir, gelişir. İlginçtir; örneğin Godot’yu Beklerken gibi bir oyun, Ölümcül Oyunlar gibi bir film izlenirken alınan haz, başkalarının rahatsız olmasıyla da ilişkilidir. Ya da, Tournier’in Cuma’sında Robinson çamurun, bokun içinde günlerce kıpırtısız yatar; bu öyle berbat bir duygudur ki, o yüzden güzeldir; hayatınızın bir anında mutlaka aklınıza gelecektir ve okurken belki o ana gülümsersiniz. Bu da hazdır. Ama estetik haz cinsel hazdan yüce değildir; haza haz denir, göte göt denmesi gerektiği gibi.
3. Yaratıcısının dehasına bağlı olsa da, aşırı popülerin içinde bir misket bombası saklı olabilir ama tam tersi de geçerlidir: Deneysel videolarımız beyinleri tıkayabilir.
Sanat projesi projeleri ve sanat projeleri ölmüştür. Teorik olarak sanat ölüdür. Geriye sadece sanat kalmıştır; adını koymadığımız, koyamayacağımız, koymamamız gereken. Bugünün sanatı ilkel çağların sanatıdır ve bulunduğu anı anlatmaktadır: Ben denizin kumları üzerinde durdum.
4. Sanatın görselleştirmeden ayrıldığı tüm köprüleri yıktılar. Artık dram hayattır. İnsanların gerçek hayatları hiçbir kurguya gerek kalmaksızın bitmeyen bir film olarak evlerimize sızmıştır. Her şey sanattır ya da değildir, bu önerme doğrudur ya da değildir, var olmayabilir de.. Düşünmesem de belki varım ama umrumda değil.
Ama görselleştirmenin sanat olabilmesi için, bin yılların sanatının hatırına, sanatı sanat yapan aynı zamanda tarih değil mi? İnsanlığın tarihi.. Elbet, Art Neuveau de sanat, elbet kimi reklam filmleri de aynı kefeye konacak, elbet Winamp’in kimi örnekleri de bir şekilde sanat tarihi kitaplarına girecek.
Ama senin insanlığın tarihine, bâri bir kelebek kanadı vuruşu olsun, etkin ne? Sen niye yaptın bu filmi? Yerim senin kariyer planını, harbici mevzulardan konuş bana; tamam detayın detayı, nüans farklarının şizofreni olsun, sen harbiden bana ne diyon? Ve sen bana harbiden ne diyon ve harbiden sen bana ve de sen bana ne diyon harbiden?
Postmodernizm klüpte fordçuluk yapmamızı öneriyor dostlar; filmleri barda göstermeyin.
7. Ey videocu, sen hasbelkader videoya elini değme olanağı bulmuş bir varlıksın. (Gerçekten sen mi seçtin? Emin misin?) Konuştuğun dil sana miras; atalarının değerini bil elbette, ama o dille bir dünya görüşü kuramazsın. O dil yüzlerce yıldır senin dünya görüşünü imha etmek için yeniden kuruluyor. Dilin varlık nedeni sanki bu. Çırpın. Sıçsan sanat olacak; çırpınmaların dili canlandıracak. Buna uygarlığın ilerlemesi diyecekler.
Kendi kusmuğunda boğulsan, cesedini çerçeveye koysalar, çerçeveyi alıp ekran koruyucu yapsalar, onu da üç dakikaya ayarlasalar, farenin kuyruğundan korkarsın sen, gene kaçarsın..
8. SANA DEMEDİM kendime dedim. Hepsini kendime dedim. Sana ne demedim, sana demedim kendime dedim dedim. Yanlış alınganlık olmasın
Bu konuda bir de aşağıdakilere göz atın:

