“Pencereye dusen yahmur damlalari yerine ekrana düsen fotonlara bakan insan düsünür”
Karahaber diyalogları 02 (Eylül - Ekim 2006)
>>>>>>> m.ali
, internet muhtesem bir sey mi yoksa ihrenc bisey mi, diye.
Emayil yazmak konusunda sorunlar yasiyorum. Ozellikle emayili yolladiktan
sonra icimde bir tür pismanlik benzeri, neyaptim simdi ben allaam naptim
sesi oluyor. Bunu soyleyince faydasi olur mu? Oturdugunuz sandelyelerden
naptigim mazur gorulebilir mi?
Uzun zamandir yapmadigim birseye vakit buldum. internete aktim tabiri
cayizse. karahaber’e dair kafamda dönen o kadar cok sey var ki, siteye
oyle arada derede baktim ki hep, site de oyle arada derede ki -yani bir
gecekondu gibi-, interinette bir yurt, ama sadece kendisi icin var, hani
sirtta tasinan biriketler tirmanilan o ayni yokusa akan ter, falan.
Göndermeler göndermeler..
karahaber adindan ötürü bir haber sitesi sanilabilir. Ama icine bakinca
olmadigini goruyoruz. Haberlesmeyi tartistigi soylenenebilir. Haberin,
cismin (olayin, durumun, hareketin) cok cok hizlandiginda aldigi bir (tür
iktidar) formu oldugunu, bir meta oldugunu, hep görünür amacinin disinda
calistigini kabul edersek, haberden cok bizi duygulandiran mevzular
diyebiliriz karahaberdekilere.
karahaber ilk bakista “ideolojik” bir site sanilabilir. Hatta sirf bu
yüzden türk toplumunun yüzde bilmemkaci tarafindan düzgün bakilamaz
bile. Benim bakisim da bakis sayilamaz zaten, icerisine dair onca yargi
onyargi fikir vebenzerleriyle bezeli benim aklimin bir itiraflar silsilesi
bu da. Bunca mevzuyu bir araya getiren nedir? Cevap: ben, biz. Ama yayin
yapiyoz annem, yani bunlar hangi izlekte bir arada bulunuyor? Direnis. Ehe.
Evet. Bu sugunku dünyada hicbisey anlatmiyor ne yazik ki. Sesi cikmayanlar,
muzdaripler, ezilenler. Evet evet, biliyorum. Karahaber bu ‘konusu’ her
ne ise bunu iki paragrafla giriste anlatmasin ama kendi kelimelerine
döksün, isterdim. Kelime derken, hersey olur, ama sitede bu, sürekli
gözüken açlik, sefalet, uyumsuzluk, ezilmislik, tepki vb..
görüntülerine ragmen hic bir araya gelmiyor.
icinde bir sürü belgesel var. Yoksa sanatsal bir durum mu var? Bu iddiadan
bu kadar kacilmasini dogru bulmuyorum. Haber kisvesi altinda sanat yapilmasi
eshef yaratiyor, mütevazilik adina üretilmekte olanin tartisilmamasi eski
bir üzüntü..
Not: dengbejler’deki yakasi ilikli amcanin kamera’yla ilgili ne dedigini
cok merak ettim
Bir insanin yaptigi seye dair kendine sordugu sorulari cevaplarken, sadece
istedim, yaptimoldu, gicikliktan.. gibi seyler soylemesi kacis da olsa
anlasilabilir, hatta güzel olabilir. Ama bir grubun hele de bir
organizasyonu zorunlu kilan üretimine dair sorulari baska bir sekilde
cevaplamasi, tartismasi gerekir. karahaber kendini, üretimlerini, webde
görünen ’sey’in ne oldugunu, ne olmasini istedigini tartisiyor mu?
tartisabilir mi? tartisirsa yavaslar mi, dagilir mi? tartismak solculari
daima böler mi? tartismayi bilmiyor muyuz? Boylesi daha mi güzel?
Olabilir, israrci dehilim. Ama görünen bayirdan assagi salinmis bir
kameranin netleyebildiklerini göstermesi gibi, ki bu güzel, bayirin
sonunda yayla mi var, göl mü, bir kervansaray mi bekliyoruz, çöl mü?
bayirda nasiliz nasil görünüyoruz, yuvarlanir gibi mi, kosar gibi mi,
falan filan..
Ve videolar, kurgularimiz.. bir degisim, gelisim, ya da arayistan
bahsedebilir miyiz? Ben karahaber’in bugüne kadarki calismasini bir
makine gibi görüyorum. Makineye giren mevzu ne olursa olsun, ermeni, kürt
meselesi, cinsiyet meseleleri, cikan ayni tip ürün. Oktay makine’den
ziyade bir alet, balta ya da testere metaforu seydiyordu.. kestigimiz bir
kravat, bir escinselin kekelemesi, bir kürdün sokakta konusurkenki saga
sola bakislari oldugunda nester kullanmali. İste haber yaklasimina, bir
gecede cikariliveren kurgucuklara biraz mesafeli durmak ve neyin (internette
mesela) anlami tasiyacagina bakmak gerekiyor. Bir eylemi ertesi gün webden
bakacak kac kisi vardir, eyleme gitmemis? ama 6 ay sonra o meseleyi bir
düsünmek icin arastiran/arayan birine kurgularimiz bir fikir, biraz arayis
takdim etmeli. O arayis, ya da yolculuk, kisisellik ya da üslup her ne ise
yok ise verilen emege ve zamana yazik oluyor diye düsünüyorum.
Kenarda oturup konusmak kolay. evet kolaymis. Ben mektubuma son verirkene
emegi gecen herkese tesekkür etmek istiyorum, cok güzel, bu da benim
tesekkür etme bicimim iste, giris sayfasi cok proaktif ve sabit, degisse
sürekli, reklamlar diye bir bölüm olsa eskileri oraya yollansa.. izlerken
cay kave servisi yapilsa, uzun vidyolarda 10 dakika ara ve frigo olsa…
sarilir ve öperim,
m.ali
>>>>>>>> oktay
duygulandiran mevzular
diyebiliriz
Bunca mevzuyu bir araya getiren nedir? Cevap: ben, biz. Ama yayin
yapiyoz annem, yani bunlar hangi izlekte bir arada bulunuyor? Direnis. Ehe.
Evet. Bu sugunku dünyada hicbisey anlatmiyor ne yazik ki. Sesi cikmayanlar,
muzdaripler, ezilenler.
Haber kisvesi altinda sanat yapilmasi
eshef yaratiyor,
karahaber kendini, üretimlerini, webde
görünen ’sey’in ne oldugunu, ne olmasini istedigini tartisiyor mu?
ve videolar, kurgularimiz.. bir degisim, gelisim, ya da arayistan
bahsedebilir miyiz? Ben karahaber’in bugüne kadarki calismasini bir
makine gibi görüyorum
cikan ayni tip ürün.
O arayis, ya da yolculuk, kisisellik ya da üslup her ne ise
yok ise verilen emege ve zamana yazik
…………………………………………………………
“interinette bir yurt, ama sadece kendisi icin var” öncelikle ve öncelikle evet kendimiz için varız. yaptığımız şeylerden birbirimize bakacağız. başka türlü başkası için var olamayız aslında. hakkaten de biz kimin içiniz? bir okuyucu/izleyici profili? kime hitabedeceğis sorusunun cevabı yapmanın ve göstremenin biçimini ve içeriğini belirlemede etkili olur du.biz bize hiç kimsenin bakmayacağını varsayarak çalışabilir miyiz?
biz kurulurken bu sorudan azade olduk. bir, anda olupbiten tekrarlanamayan bir şeyin kopyasını alacağız. onu alkış ıslık ve slogan olarak yeniden dizeceğiz. onay,protesto ve bilgi. evet biz “bizi duygulandıran mevzularla” uğraşacağız. söz yerinde söylenmiş. bu bunca mevzuyu bir araya getiren şey bence. ve de bunun, aynen yazdığın gibi, bir nevi “direniş” olması. bu bunca konuyu dağıtan şey aynı zamanda. çünkü biz başka başka şeylerden duygulanıyoruz belki. peki bizi kim görür? veya bakar? görüntü ve (eylem)direniş ile bir alakası olanlar. biz ona kendimizi duyurabildikse araçları varsa bize ulaşmaya.
olay anının duygusu taşınabilir bir şey midir? ne taşıyacağız biz oradan buraya?nasıl? benimkisi katırolmaklık.yükü zedelemden ulaştır.senin makinadan çıkmış dediğin.orda o zamanda bu oldu. bu bir uslub aynı zamanda belki de değil.bir üslub yaratma, farklılaşma her zaman orjinal olandan yola çıkar. orjinal, gerçekliktir bana burda.Gülsüm’ün ünlü belgesel hocası Özkam, benim ‘ulus’ filmini izleyip şöyle demiş. “eee ne var bunda? gidip heykelin altına otursam bunları ben de görürüm. bu bir ‘belge’. bana ’sel’i lazım”.belki bu yoruma sevinmeliyim. belge orjinaldir. üslupsuzdur.’sel’ oradan çıkar ama onun yerini alamaz. bir ‘belge’ de kendi duygu ve fikir yükünü taşır. ama ’sel’ bizimkini de yüklenir.
karahaber’in haber’i belgedir bana. esas olarak diyeyim. yansıtma yani.Özlem’le girilen tartışmayı hatırlayın. Elin altında bininci gün. Araya ikinci bir ayna olarak kendisi girmeli, görüntünün kırılmaya uğramadan geçmesine izin vermemeliydi. aksi taktirde o meydandaki atmosfer kendini videoda yeniden üretiyor du. Peki “o meydandaki atmosfer” kendini yeniden üretmemeli miydi? meydana alınan politik tutum. bunu video yaparken neremizde taşıyacağız? şunu söyleyeyim; zamanlardan zaman sonra o meydandaki atmosferi daha çok merak edeceğim, video yapanın fikrini değil.ustalaşmak istediğim şey o meydanın dilini çözmek,olay daha olamadan, altı çizilmiş anları çalabilmek.fazlalıkları attığımda cümlenin anlamını yitirmemesi.herşey kendi kisvesi altında güzeldir.
ona kendisini yeniden göster. kendini ona yeniden değil. kendine baka baka kararsın. karahaber’de, bir antimlitaristle the dağdaki, bir travestiyle bir cepheli birbirine baka baka kararsın. gerçekte dilenmemiş bir özürü biz video ile diletemeyiz.
bir sanat olarak haber videosu. görüntülerin ve seslerin kendi akışları değil de ortamda olmayan bir müzik ve dijital effektler se kasıt, benim elim gitmiyor,bunların ‘belge’ ye karşı işlediklerini düşünüyorum. direniş belli bir gösterme biçimine de direniştir. gerçekte içinde olmayan bir içeriği dışardan faktörlerle videomuza yüklemeye. meydanda, aslında var olup da görünür olmayan farklı içerikleri ortaya çıkarma tartışmaya açma zanaatı olarak karahabercilik. bu bana daha yakın. o meydanın atfosferine itirazımız yine içerden olabilir ancak. itiraz öyle ise işler. öyle işlerse onu kendisine baktırırız. bunları izlemek hoşuma gidiyor; militurizm kurguları, antinato, özlem’in yasemin affetmiyor karahaberleri. aslında senin aynı tip dediğin çogu bana ait kurguları kıran örnekler. ben de onlara baka baka kararacağım. daha fazla kişi video yaparsa kişisellikleri,üslupların farklılığını ve zenginliğini görebileceğiz.
bence biz bir kitle iletişim aracı adayı değiliz. daha daha çok kişiye kendimizi izlettirme peşinde nefes tüketmemiz gerekmiyor.interneti biliyorsunuz. yumurtadan çıkarıp yavruyu okyanusa salıyorsun. kurulmuş ağlara takılıyor. adam işte sinanköy yazmış tıklamış önüne çıkmış. o da bizim ağımıza düşmüş artık arasıra bakacak bize ilgi duyduysa.bu sayı artar zaman içinde biz yerimizde sağlam durdukça. istanbul indymedia örnek bence .tanımlanabilir bir izleyici profili var. sayfa bir profile göre konumlandırmadı kendini. kendi profili vardı ona göre izleyici yaptı kendine. ve bianet. bu iki çalışmayı izleyenlerin bizi de izlemelerini isterim. etkileyecek olanı etkilemek. aslında daha iyi bir örnek eXpress olurdu. yorumları haberleri röportaj ve videoları ile dosya çalışak. kısa devrede denediğimiz şey.
ulaştığı izleyici sayısını geçersek biz ne sunabiliz farklı olarak. onların göstermediklerini göstermek, manipule ederek gösterdiklerini farklı bir açıdan göstermek.olayın bir günlük bültenlerden sonra görüntüden silinmesi ama bizde orada hep ulaşılabilir kalması.
bir video deneyimi olarak sokak veya eylem. gözüm görmeyi elim kamerayı unutmasın. bakma görme ve kaydetme deviniminin sürekliliği benim için.aynı anda hem zumaut hem pan ama bunun tüy gibi hafif bir kaymayla yapılabimesi.işaret parmağım, alet ve kadrajda gördüğüm arasındaki koordinasyon. sörf. uzaktan tespit ettiğin bir noktaya aynı yolun tersinden tam isabet.anlık bir durumda bütün ayarları olayın hızından hızlı yapıp yere düşmeden saksıyı yakalamak. düğün de çeksen olur eylem de. kamerayı gerçekten bedeniyin bir uzantısına dönüştürmek için onu ellerin gibi(kadar) kullanmak.aletin gerektiğinde orada yokmuş gibi olduğu durumdan oradaki herşeyin düzenleyicisi konumuna geçivereceği anların ustalığı. “ustalık”.sanat değil zanaata dair bu kelimenin altını çok çiziyorum. haber videosu yaparken bize lazım olanın bu yetinin geliştirilmesi olduğu kanaatindeyim.’belge’ ye sadık kalarak bir güzellik yaratmanın mümkünlüğü, sürekli çekim halinde olmanın bana kazandırmasını beklediğim şey budur. bir de eylemlerin düzenleyicisi direnişin doğrudan aktörü olmasam da sokaktaki o “atmosfer”den uzak kalmamak önemli benim için. üzerine bir şey yapacağım coğrafyayı bizzat teneffüs etmek.her zaman ‘kayda aldığım şey veya yer ile kurduğum gerçek ilişki nedir?’ sorusu önümde durur. aradan kamerayı kaldırdığımda ortada hiç bir şey kalmıyorsa her şey yalandır.burada senin ‘bizi duygulandıran mevzular’a geri döneriz.
şu halde karahaber’e ‘kaç kişiye ne gösteriyoruz’ değil de kendimize ve birbirimize yansıdığımız yer olarak baksak başlangıçta ve gerçekten de yansısak. çoğalan aynalar ışığımızı başka başka başkalarına da gönderecektir.
oktay
>>>>>>> Gülsüm
elim degdi,
öperim,
….
Kenarda oturup konusmussun, pek de güzel konusmussun malicigim. Yani ki, uzunca bir süredir kafama gelip, pesinden derhal gidiveren, dur simdi ona zaman yok diye üvey evlat muamelesi gören sorucuklar senin sesinden seslenmis… Harekete katkim saibeler altinda elbet, aci olani gülerek söylemek isterim… Aciyan yanlarim ayni zamanda gidiklansin isterim…
Ben de, genel olarak videoaktivist coskudan baslayan, bugün nihayetinde karahaberde özellesen sürecte en önemli eksiklik olarak tartisim’i buluyorum. Güzel ve romantik olma hali ve sempatisiyle ilerleyen, sevimli gülen bir ahestelikle ilerledik bir süre. Dogrusu ilk nisi masa’daki ilgili oturumda, eylemci insan eyler, düsünme isini teorisyenler yapsin cinsinden bir tür haleti ruhiyesi sezmis ve bir tatminsizlik hali yasamistim. Özellikle, eylemin görüntüsünden, görüntünün eylemine sloganinin altinin hatta ki biraz kavram didiklemesiyle iyi eselenmesinin önemli oldugunu düsünüyorum, zira ben bu slogani carpiciligindan dolayi helbet, asla unutmasam da, temel politik vurgusunu, var ise argümanini siklikla yeniden “bi dakka neydi, ne demek oluyordu? evet, böyleydi, bunu dedigimiz icin suydu, dogru,,” diye asamalarina yerlestirerek tekrardan hatirlamaya calisiyorum, ya da her defasinda yeniden kuruyorum… bölük ve pörcük oluyor, kafa yormam doymadan, o uzaklasmis oluyor..

